Dünyaya selam; kömüre, nükleere devam… / Ahmet Soysal

Dünyaya selam; kömüre, nükleere devam… / Ahmet Soysal
image_pdfimage_print

‘Elektrik piyasası kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun’ 17.06.2016’da Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Aslında ‘perşembenin gelişi çarşambadan belli’ idi…   Aralık 2015’de Paris’te toplanan COP 21 toplantısı öncesi tüm ülkeler ‘ulusal olarak niyet ettikleri sera gazı azaltım miktarlarını’ belirledikleri ‘referans yıla’ göre açıklarken; Türkiye adeta sessiz kalmıştı.  Son anda açıkladığı ‘ulusal olarak niyet ettikleri sera gazı azaltım miktarları’ ise ülkemizin ‘azaltım’ yerine ‘artırım’ yapma peşinde olduğunun bir belgesi olmuştu (http://www.halkinsagligi.org/niyetlenmeseydik-ne-olacakti-ahmet-soysal/). Hatta toplantıdan yayılan söylentiler Türkiye’nin ‘petrol ihraç eden ülkelerden’ daha fazla ‘fosil yakıtların kullanımının’ yakın gelecekte yasaklanmasına karşı çıktığı şeklindeydi…

Peki neden? Sorunun yanıtı çok basit; Türkiye yıllardan beri uyguladığı yanlış enerji politikalarında direniyordu; özellikle elektrik üretiminde yıldan yıla artan bir oranda yerli ve ithal kömür ile siyasi krizlerden kolayca etkilenen doğal gaza dayalı üretim yapan termik santrallere dayalı üretim politikalarını inatla sürdürülmüştü… 80’ni aşkın kömüre dayalı yeni termik santrallerin yapılacağı bir ‘sır’ değildi; hatta bazılarının tüm planlama ve izin süreçleri de tamamlanıp yapımına başlanmıştı… İşte bu noktada termik santrallerin yapılacağı bölgelerde yaşayanların ve bilim insanlarının bir bütün halinde direnişi ortaya çıktı ve bu direnişler Manisa-Yırca, Bursa-Dorsab örneklerinde olduğu gibi sonuç vermeye ve projeler yargıdan geri dönmeye başladı  (http://www.halkinsagligi.org/sehrin-icine-kurulmak-istenen-komurlu-bir-termik-santrala-karsi-mucadele-nasil-kazanildi-bursa-dosab-ornegi-kayihan-pala/) . Gerek termik santraller açılan diğer davalarda; gerekse başta Akkuyu Nükleer Santrali olmak üzere nükleer santraller için açılan davalarda da aynı ‘sorunu’ yaşamak istemeyen hükümet harekete geçti ve bu santrallere karşı açılan davaları ‘boşa’ çıkarmak için ‘gerekli kanun değişikliklerini bir torba ile’ bir hafta içinde yapılıverdi. Yapılan bu kanun değişiklikleri ile gerek termik santrallerin gerekse nükleer santralleri önündeki tüm ‘engeller’ ayıklanıverdi (!), mahkemelerde süren davalardan ‘kurtulma’  yolu açılıverdi…

‘Elektrik piyasası kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun’ ile neler yapılmıyordu ki?  Nükleer santrallerin yapılabileceği alanlar genişletiliyor; zeytincilik yapılan alanlar, kıyılar, sahil şeritleri, dolgu ve kurutularak kazanılmış alanlar, güvenlik bölgeleri vs. üzerindeki tüm kısıtlayıcı hükümler kaldırılıyordu.  Yeni yapılacak termik santrallerde çevre ve insan sağlığı üzerine olumsuz etkisi ve bunun getirdiği ek maliyeti dikkate alınmadan ithal kömüre göre daha kalitesiz olan yerli kömür kullanması teşvik ediliyordu…  Artık tüm fosil yakıtların yasaklanması küresel iklim değişikliğinin durdurulması; en azından yavaşlatılması için tüm dünyada tartışılırken; hatta bazı ülkeler bu alanda yetersiz de olsa olumlu adımlar da atarken; ülkemizde ise fosil yakıtların en vahşisi olan kömür; üstelik kalitesiz yerli linyit bu torba yasa değişiklikleri ile yeni yapılacak termik santrallerde kullanımı için teşvik (!) ediliyordu… Bununla da yetinilmiyor; maden yasasına yapılan küçük bir ekleme ile linyit madenlerinin daha da ‘kolayca’ işletilmesinin önü daha da açılıyordu…

Torba yasada ‘yenilenebilir enerji kaynakları’ da unutulmamıştı (!); güneş ve rüzgar gibi çok geniş kaynaklara sahip olmamıza karşın; ülkemizde elektrik üretiminde çok küçük bir paya sahip olan ve ‘çevresel maliyeti’ fosil yakıtlarla karşılaştırıldığında çok çok düşük olan ‘yenilenebilir enerji kaynaklarının’ elektrik üretimindeki payının artırılması için yeni düzenlemeler görüntüsü altında bu kaynakların toplumun desteğinden yoksun bırakıcı adımlar atılmıştı torba yasada… Bunların en önemlisi ‘özel mülkiyet altında olan yenilenebilir enerji kaynakları alanlarının acele kamulaştırmaya açılması’ idi… Rüzgar enerjisi santrallerinin  (RES) kurulum yerleri konusunda tartışmaların yaşandığı bir noktada ilgili yasaya böyle bir maddenin eklenmesi RES’lerin kurulmasını kolaylaştırıcı olmayacağı; aksine sadece toplumun bir kesimi ile tartışmaları daha içinden çıkılmaz hale getireceği açıktır. Ayrıca torba yasa ile yenilenebilir enerji kaynaklarından sayılan biyokütlenin tanımı yapılıyor ve tanıma atık lastikler; sanayi atık çamurları gibi tehlikeli atık sınıfında olabilecek atıklar ekleniyordu. Böylece bu tip atıkların da yakılmasının önü açılıyordu…

Sonuç olarak ‘Elektrik piyasası kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun’ Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını ‘ulusal olarak niyet ettikleri sera gazı azaltım miktarlarını’ belgesindeki hızdan da daha fazla hızla artırmaya yönelik değişiklikler içermekte; ayrıca başta hava kirliliği gibi bölgesel çevre sorunlarını artırıcı hükümleri de barındırmaktadır. Türkiye bu değişikliklerle küresel iklim değişikliği tehdidini ciddiye almadığını bir kez daha göstermiş ve Aralık 2015’te 175 ülke ile beraber kendisinin de imzaladığı küresel iklim değişikliğini durdurmaya yönelik antlaşmanın imzaları kurumadan ve antlaşma henüz daha uygulanmaya başlamamışken fosil yakıt kullanımını daha da artırma yönünde adımlar atmaya başlamıştır.

Dünya fosil yakıtlardan ve nükleer enerjiden uzaklaşırken; sera gazı emisyonlarını sınırlamaya çalışırken; yıllık sera gazı emisyonlarını dünyada en hızla artıran ülkelerden olan ve sera emisyonları açısından ilk yirmi ülke içinde olan Türkiye 40 yıllık yanlış enerji politikalarında ısrar etmekte; bu torba yasa ile bir kez daha adeta ‘dünyaya selam; nükleere ve fosile devam’ demektedir…

 

Ahmet Soysal

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi HSAD

 

Kaynaklar

  1. Elektrik piyasası kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun; Resmi Gazete; 17.06.2016 tarih ve sayı: 29745.

 

Bu makale  99  defa okundu.




Yorum yaz


üç − 2 =