Çevresel Etki Değerlendirmesi’nin başına gelenler/Çiğdem Çağlayan

Çevresel Etki Değerlendirmesi’nin başına gelenler/Çiğdem Çağlayan
image_pdfimage_print

Türkiye Büyük Millet Meclisi tatile girmeden, son gün sabaha karşı kabul edilen “Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” çevre ve halk sağlığı alanında olumsuz etkileri olabilecek uygulamalara olanak sağlıyor. Yasa ile proje temelli yatırımlara diğer yasalarla getirilen izin, tahsis, ruhsat, lisans ve tesciller ile diğer kısıtlayıcı hükümler için Bakanlar Kurulu kararı ile istisna getirilmesi veya yatırımları hızlandırmak ve kolaylaştırmak amacıyla yasal ve idari süreçlerde düzenleme yapılabilecek olması, çevrenin korunması bağlamında kaygılara yol açmaktadır. Değişiklik, uzunca bir zamandır “yatırımların” önünde bir engel olarak görülen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin Bakanlar Kurulu kararı ile uygulanmayabileceği anlamını taşıyor. ÇED’in başına gelenler bu son değişiklikle sınırlı değil elbette.  

Çevre konusunun Türkiye’de ele alınışı 1982 Anayasa’sında çevre hakkının tanımlanmasını takiben 1983 yılında 2872 sayılı Çevre Yasası’nın çıkarılması ve  1991’de Çevre Bakanlığı’nın kurulmasıyla hızlanmıştır. Çevre Yasası ilk çıkarıldığında amacı; “…bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi; kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması; su, toprak ve hava kirlenmesinin önlenmesi; ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel zenginliklerinin korunarak, bugünkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemeleri ve alınacak önlemleri, ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak belirli hukuki ve teknik esaslara göre düzenlemektir.” şeklinde oldukça kapsamlı bir şekilde tanımlanmıştır. Ancak 2006 yılında yapılan bir değişiklikle Yasa’nın amacı “…bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır.” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece kalkınma sözcüğü sihirli bir örtü gibi çevrenin kirlenmesi ve doğanın yok edilmesini meşrulaştıran bir kavram olarak ortaya çıkmıştır. Çevre yasasının gerçekleştirilmesi planlanan projelerin kirletici etkisinden çevreyi koruma anlamında getirdiği zorunluluklardan biri ve en önemlisi “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)” raporu hazırlama zorunluluğu olmuştur. Ne ilginçtir ki yasanın 10. maddesinde belirtildiği gibi ÇED sürecinin nasıl işleyeceği bir yönetmelikle belirlenecek olmasına karşın, bu yönetmeliğin çıkarılması tam 10 yıl sürmüş ve 07 Şubat 1993’te ilk ÇED yönetmeliği yayımlanmıştır. Ancak ÇED’in başına gelen yalnız bu değildir, ÇED yönetmeliği 1993 yılından bu yana sonuncusu 09 Şubat 2016’da olmak üzere 18 kez değiştirilmiştir. Bu değişikliklerle, hem ÇED süreci hızlandırılmış, hem de ÇED’in kapsamı değiştirilerek önemli yatırım alanları ÇED’in dışına çıkarılmıştır. ÇED sürecinin giderek hızlandırılması ya da kapsamının değiştirilmesi, karar alma süreçlerinde hükümetlerin tercihlerini çevreyi korumaktan yana mı yoksa “yatırımlardan” yana mı kullanacağı konusunda bir ipucu sunmaktadır. Nitekim Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (ÇŞB)’nin ÇED kararlarını incelediğimizde, 1993 yılından 2015 yılı sonuna kadar 4051 projeye “ÇED olumlu” kararı verilirken yalnızca 43 projeye “ÇED olumsuz” kararı verildiği görülmektedir. Benzer şekilde Seçme Eleme Kriterlerine Tabi Projeler kapsamında ise 51 200 projeye “ÇED gerekli değildir” kararı verilirken, 777 projeye de “ÇED gerekli” kararı verilmiştir. Bakanlığın izin verdiği projelerin dağılımına bakıldığında petrol, maden, enerji sektörlerinin ağırlıkta olduğunun görülmesi, son yıllarda doğal kaynakların nasıl tüketildiğinin de dolaylı bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

 

Tablo-1: ÇED olumlu ve gerekli değil kararlarının sektörlere göre dağılımı, 1993-2015

SEKTÖRLER

ÇED OLUMLU (%)

ÇED GEREKLİ DEĞİL (%)

Petrol-Maden

26

49

Enerji

24

6

Atık-Kimya

13

9

Sanayi

12

12

Tarım-Gıda

12

15

Ulaşım-Kıyı

7

2

Turizm-Konut

6

7

Kaynak: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED Kararları İstatistikleri, 2015.

 

Görüldüğü gibi “Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar” olarak tanımlanan ÇED süreci şimdiye kadar etkin olarak uygulanmamıştır. Bunun da bir sonucu olarak, çevre kirliliği açısından dünyada üst sıralarda yer almakta ve havamız, suyumuz giderek daha çok kirlenmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği Hava Kalitesi Sınır Değerlerine göre ülkemizde hava kirliliğinin yaşanmadığı yer neredeyse yoktur. Sera gazı emisyonu açısından OECD ülkeleri arasında 11. sıradayız. Tarım alanlarımız yapılaşma ve sanayileşme nedeniyle hızla azalmaktadır. Sektörlere göre toplam enerji tüketimi artarken, yenilenebilir enerji kaynaklarının tüketim içindeki payı azalmıştır. Çevreyi kirleten bunca etkenin varlığında, insan sağlığı da olumsuz etkilenmekte, başta kanserler olmak üzere birçok kronik hastalığa ve yaşam kaybına yol açmaktadır.  Dolayısıyla çevre kirliliğinin önlenmesi, çevrenin ve halk sağlığının korunması için ÇED başta olmak üzere, daha sıkı denetim ve uygulamaların getirilmesi gerekli iken, tam tersine çevre bir anlamda feda edilmektedir.  Oysa biliyoruz ki var olan bilgi birikimi ve teknoloji ile çevrenin ve insan sağlığının korunması mümkündür. Ancak patronlar maliyetli gördükleri bu teknolojileri kullanmaktan kaçındığı gibi, karlılığını azaltacak hiçbir uygulamaya yanaşmamakta, ÇED gibi süreçleri bir engel olarak görmektedir.

Anayasanın 56. Maddesi “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” der. Anayasa’da tanımlanan hakka dayanarak, Devletin çevrenin korunması konusunda ödevlerini yerine getirmesi ve bunun için de tercihlerini toplumdan ve çevreden yana kullanması gerekmektedir. Çok geç olmadan ÇED süreçlerinin gerektiği gibi uygulanması, hatta mevcut çevre kirliliği göz önüne alındığında kümülatif ÇED gibi henüz mevzuatımızda yer bulmamış uygulamaların hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.

 

Kaynaklar:

ÇED Yönetmeliği (2014). RG, 25 Kasım 2014 tarih ve 29186 sayılı yönetmelik.

ÇED Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (2016). RG,09 Şubat 2016 tarih ve 29619 sayılı yönetmelik.

ÇŞB (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı)  Çevresel Etki Değerlendirilmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü Çevre Envanteri ve Bilgi Yönetimi Dairesi Başkanlığı Çevresel Göstergeler 2012, Ankara 2013

ÇŞB (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı) (2009). Çevresel Etki Değerlendirmesi El Kitabı.

ÇŞB (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı) (2015). ÇED kararları istatistikleri. Erişim: http://www.csb.gov.tr/gm/ced/index.php?Sayfa=sayfaicerikhtml&IcId=673&detId=674&ustId=673

 

Bu makale  168  defa okundu.




Yorum yaz


2 × = onaltı